SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKAMIZ
İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli problemleri çevre kirliliği, küresel ısınma ve bunun bir sonucu olarak ortaya çıkan iklim değişikliği olarak gösterilmektedir [1]. 1800’lerden itibaren ekonominin büyük bir hızla büyümesine, pek çok yeni ürün ve iş alanının oluşmasına yol açan endüstriyel üretim yöntemleri, tüketiciliği üst düzeyde teşvik ederek kitle toplumunun yaratılmasına, tüketime paralel olarak üretimin de katlanarak artmasına sebep olmuştur. Kontrolsüz endüstriyelleşme ve fosil yakıt kullanımının giderek yükselmesi, yerküre ve atmosferde bulunan atık, kirlilik ve sera gazı oranını büyük ölçüde arttırmış, bu yoğun baskılar ise biyo-iklimsel döngüler ve ekosistemi bozma noktasına getirerek doğanın re jenerasyon özelliğini yerine getiremez duruma getirmiştir [2]. Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve sera gazları, dünyada tüketilen enerjiye bağlı olarak giderek artmakta, bu da küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında belirgin bir ısınma meydana getirmektedir.
İklim Değişikliği, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde
(İDÇS), “Karşılaştırılabilir bir zaman periyodunda gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan etkinlikleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik” biçiminde tanımlanmış [3], bu değişikliğin (1,5 ile 5,8°C) [4] acil önlem alınmadığı takdirde tüm canlı yaşamına zarar verici nitelikte olacağı son 10 yılda iyice anlaşılmıştır [5]. Küresel ısınma ve kirliliğin çevresel etkilerinden bazıları doğal kaynakların tüketimi, iklim değişiklikleri, çölleşme ve ormansızlaşma, stratosferdeki ozon miktarının azalması, asitleşme, hava-su-toprak kirliliği, insan ve hayvan zehirlenmeleri, vahşi hayvan tabiatı ve bio çeşitliliğin kaybolmasıdır. Bu verilere bakıldığında, çözümün her ölçekte ayrı düşünülmesi gerektiği, ekonomik ve sosyal yapılanmalarda ciddi değişimler, ekolojik tasarım alanındaki ilerlemeler, akademik çalışma ve birikimler, kararlı politika ve uygulayıcıları kapsayan çok boyutlu bir yapılanma ile gerçekleştirilebileceği görülmektedir. Yapı ve Toplum Ölçeğinde Ekolojik Tasarım: Ekolojik değişime yol açan insan aktiviteleri, öncelikli olarak enerji kullanımı (%49), endüstrileşme (%24) ve ormansızlaşma (%14) olarak belirlenmiştir [6]. ‘Enerji’ faktörünün, ekosistem üzerinde meydana gelen değişimlerde yarı yarıya payı olduğu görülmekte, bu durumda seçilen yakıt türünün ve en az enerjiyi en çok verim alacak şekilde kullanmanın ne denli önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Ekosentrik (planlama ve tasarıma ekoloji merkezli yaklaşım) ve holistik (bütünsel) ilkeler
doğrultusunda tasarım, ekosistem üzerinde minimum etki yapacak, kendini doğanın kurulu dengesi gibi var edecek, ekolojik çeşitliliğin ve insan sağlığının, hava , su ve toprak
kalitesinin korunmasına yardımcı olacaktır. Ekosistemin bir parçası olan kaynakların aşırı kullanım sonucu tüketilmesinin, sistemin kendini yenileyememesine yol açacağı göz önünde bulundurulduğunda, çevreye yapılan her türlü müdahalenin bir plan dahilinde yapılması, bütünün sürdürülebilirliği için bütünü oluşturan öğelerin de sürdürülebilir tasarlanması gerekmektedir. Bu çalışmada ekolojik tasarım kavramı yapı ve toplum ölçeğinde irdelenecek, çeşitli örnekler üzerinden değerlendirilecektir.
Son yıllarda gerek eski yapı yerleşim alanları gerekse yeni yapılacak yeni yapılar eko sisteme uygunluğu ve enerji bakımından sürdürülebilirliği önem taşımaya başlamıştır. 1970 li yıllarda yapımına başlanılmış olan Batıkent projesi omurga yapısı itibari ile kent bazında sürdürülebilir sistemler uygulanmasını kolaylaştırmaktadır. Bu sebeple Türkiye de Batıkent ile ilgili yapılacak çalışmalar diğer projelere ışık tutacaktır.

